gergedan mevsimi

bundan böyle her gün iyi kötü bir şeyler yazacağım buraya.
çünkü güney kore’de canım; bugün hava çok serin.
anlıyorum kıta kıta gezmenin mantığını ve yarısını dolaşmış olmanın dünyayı. pek çabuk anıya dönüşüyor her seyahat, durumum el vermiyor, alabama’da teknemizle balığa çıkmayı biz de biliriz yoksa. kendine silah doğrultmuş her insan gibi mazlumum ben de ve tetiği çekememiş her insan kadar korkak. korkunun ecelle örüntüsü, bizim seninle bağırtılarımızın aynısı. ben her gün böyle yazayım diyorum. Kusura bakma artık kandan, demirden, ölümümden ve işte fena fena şeylerden başka bir şey aklıma gelmiyor. “Peki ya bunun  içinde ne var?” diye içi boş poşeti gösteriyor çocuk, onun inancına içleniyorum. Her an bir sürpriz çıkabilecek diye bomboş poşetin içine kafayı daldırmış olanları izliyorum. İçimde kırgın bir gergedan, nesli tükenen bir hayvan yani kuzey beyaz gergedanı ve balinalarca öpücük var. Planktonla besleyin beni, balıklar sizin olsun.
Sanat terk ediliyor, bu kopuşu hissetmemek mümkün değil. Sanat önce küçümsendi, sonra ona gülümsendi, sonra devleştirildi, sonra kolaylaştı, sonra azımsandı, sonra basite indirgendi, sonra ayıplandı, sonra günahlaştı, şimdiyse hiçbir anlamı kalmadı. Sanatın terk edilişini, Afrika’da Nil nehrinin yatağının derinlerine çekilişi gibi, koskoca nehrin ip gibi kalışı gibi gözle görüyorum. Sanat terk ediliyor ve insanlıktan umut kesiliyor. Birileri fena halde Mars’a gitmek için para yapıyor, ben yaşlanmadan öleceğim. Bunu çocukluğumdan beri biliyorum. Yav he he koşulladım beynimi, çok biliyorsun çok. Tek isteğim sürprizsiz, sakin, nabzımın az çok pedal tuttuğu bir ömürdü, bunu da bize çok gördünüz. Şu dünyaya geldim geleli tek istediğim bir insan ömrüydü, onu da vermediniz. Bizler iyi insanlarız, her şeyden öte kalbimiz temiz. Sadece iyi insanlar adına konuşuyorum.

İstanbul’da Sultanahmet diye bir semt var. İstanbul’da Karaköy diye bir köprü var ki üzerinden tek başına geçsen kendine aşık olursun. Vardı yani, olurdun, eskiden olsa. Karaköy köprüsünden aşksız yürüyenin haline yazık. Haliç, altın varak. Varak kağıt demek. Dua değilim ki dillere düşeyim, pek de parlak bişi sayılmam zaten. Bu demek oluyor ki yıldız da değilim. Ve tüm bunlar demek oluyor ki ben ölüyorum. Ölümümden bahsetmeyeceğime dair sevgilime söz verdim ama zaten bahsetmiyorum, oluyorum. Ölümüm oluyorum, ölümümle gurur duyuyorum. Bunu kimse engelleyemez.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s